15 Aralık 2011 Perşembe

Günlerden Soğuk ; Ellerim Yine Seni Üşüyor

 Temmuzdan beri elleri üşüyor . Elleri hep ceplerindeydi . Bir matruşka misali sallanıyordu caddelerde . Herkesi ona benzetiyordu . Ama kimseye bakamıyordu istemiyordu sadece ona benzeyen insanları istiyordu . Temmuzdu ve elleri üşümeye başlamıştı  .

  Hüzün kol geziyordu sokaklarda . Yağmur fakiri evsizi ıslatıyordu zengine ise zevk veriyordu . Hani yağmur herkese eşit yağar derler ya ; tamamen yalan . O yokken yağan yağmur içini acıtır insanın . O yokken yağan yağmurun tek anlamı ertesi güne yakalanan lanet bir zatüre ! Hüzün kol geziyordu . Adam bitmek bilmeyen sigarasını içmekten bıkmıyordu .Hayır yağmur onun için basit bir zatüre değildi . Ağladığı belli olmasın diye yağmurları bekliyordu aslında . O zaman kimse anlamıyacaktı . Hüzün kol geziyor sokaklarda ve sensiz geçen dakikalar tek tek düşüyordu kum saatinin fanusundan . Söyle sen beklendikçe imkansızlaşır mısın ? Şimdi Aralık oldu . Temmuzdan farkı yok . Biliyor musun aslında hiç bir ayın Temmuzdan farkı yok ! .

 Hüzün kol geziyordu adamın kalbinin en derinlerinde . Sigarası söndü adımlarını hızlandırdı . Kırmızı gördüğü her insanı oymuşçasına seçmeye çalıştı . Onun olmadığını bildiği halde . Ardından koluna taktı yalnızlığını . Kalabalıkta kayboldular . Ve hüzün yine kol geziyordu bu özlem sahnesinde ..

5 Aralık 2011 Pazartesi

Ve Etkilenmişti Adam

 Kalabalık görünümlü bir yerdi , ortalık çok neşeli görünüyordu fakat herkeste birileri ile dans edip kollarında bayılmak istiyordu , tabi o da bunu istiyordu . Saçları uzundu  ,sakalları batıyordu altına kareli gömleğinin üzerine giyindiği rambo kıyafeti onda tam bir mağra adamını andırıyordu .

 Gözüne kestirdiği hoş bir bayan vardı . Kendinden kısaydı ama gözlerinde yeşil saçlarında ki turuncu ile kesişiyorlardı sanki . Adam etkilenmişti . Gözleri artık bir tek ona bakıyordu , fakat kızında ilgisi vardı , parlayan yeşil gözleri ile adte zümrüt ışıltısı veriyordu . Adam etkilenmişti . Böyle bir kıza dans teklifi etse kabul edermiydi ? Bunu riske almadı adam , küçük bir çift değiştirme oyunu ile sonunda kollarına aldı . Kız ona alttan bakıyordu , adam görüntüsünün umrunda bile değildi . Gözleri bakarken resmen unutmutu dünyayı . Adam o görüntüsüne aldırmadan kibar davranmaya çalışıyordu . Bingo ! " Çok güzel , her zaman bu kadar kibar mısınız ? " belkide söylenmesi gereken en son insana söylenmişti bu söz . Kız etkilenmişti . Dans müziğini yarıda kesen ve tüm küfürleri hakeden kişiyi saymıyorum bile . Erkek kızı bırakmak istemiyordu ama bırakmak zorundaydı . isteksiz bir biçimde bıraktı onu . Ve yerine geçti .

 Yanına gitmek yerine uzaktan bakmayı tercih ediyordu adam . Yine bir heyecan sardı içini , dans müziği bekliyordu , aklından "acaba bir bira açıp gitsem mi ? " düşüncesi geçti fakat " ya kullanmıyorsa " ihtimali geçti aklından . Bekledi , birbirlerine bakarak tatmin oldular , ikiside bir dans müziği daha bekledi . Bir daha hiç dans müziği çalmadı .

30 Kasım 2011 Çarşamba

Sevgili Yalnızlık

 Kapının kulakları gıcık ederek gıcırması ile içeri girdi . Hava soğuktu yağmur yağabilirdi ama pek küskündü dökülmeye yağmak istmedi . Uzun zamandır oturmadığı koltuğa oturdu tozluydı tabi . Fakat umrunda bile değildi. Nerden anlayacak ki o bir sarhoş !

  Oda da hafif bir sis hakimdi . Ortalık pusluydu . Bir sigara yaktı kahvesi yoktu belki içerken fakir kalıyordu ama yine de zevkliydi onun için . Ayağını diğer ayağının üzerine attı . pantolon paçaları hafiften yukarıya kalktı . Sigarasını tüttürüyorken hedef aldığı yer tavandı . Tavana boş boş bakan bir adam . Sonra sevgilisine baktı . Konuşmaya başladı , sevgilisi hep onu dinlerdi . Hep o konuşurdu sevgilisi dinlerdi . Aslında onu istemiyordu sevgili olarak , fakat dönüp dolaıp tüm kapıları ona çıkıyordu . Kiminle olsa sanki yapamıyordu . Bahsettiğim sevgili " yalnızlık" . Acı ama gerçek olan , onun edebi sevgilisi . Onu hiç bırakmayacaktı . Yalnızlık onu hiç bir zaman aldatmamıştı , fakat o her zaman deniyordu . Onu aldatmayı hep istedi , sonunda ona geleceğini bile bile yine de onu aldatmak istedi . Ne oldu ? Yine onunlasın .

 Seni beyazlara sararkende onunla olacaksın . O seni o zaman da bırakmayacak , o sana o zaman da ihanet etmiyecek . Sen ona geri döndüğünü için ağlarken o hep seni saracak . Belkide yalnızlığı hiç bu kadar masum kılmamıştım hayatımda . Ona hak vereceğim belkide aklımın ucundan bile geçmezdi . Sigara bitti . Odanın içi duman dolmuştu. Umursamıyordu adam . Yalnızlığını aldı ve gitti .

29 Kasım 2011 Salı

Ağlıyordu Çocuk

 Soğuk bir kasım sabahıydı . Ya da sabaha karşı , hatırlar gibi oluyordum ya da hatırlamıyordum . Köşede üşüyen bir çocuk var . Gözyaşlarının aktığını farketmeyen . Ya da farkediyordu . Hatırlamıyorum . Nasıl olurda bir çocuğun gözlerinde çizgiler olurdu .

 Yapamıyordu . Sanki hep eksik gibiydi . Soğuk otobüs terminallerinde yatan çocuklara benziyordu , sıcak yatağı umrunda değildi sanki . Kasım soğuktu , çocuk daha soğuktu . Gözyaşlarını siliyordu , sanırım aktıklarını farketmeye başlamışdı . Karanlıkta dökülen gözyaşları o masum hüznünden çıkan bir hediye gibiydi . Üzülmeliydi çocuk . Daha erkendi . Fakat eriyordu . Ölümü hissediyordu belkide . Ölüm soğuk . Buz Gibi . Halbuki uyuması gerekiyordu kimse anlatmamıştı ya da anlatmışlardı  hatırlamıyordu hatırlamak istemiyordu . Uyku sıcak . Rahat ettiriyordu uyku onu farkında değildi fakat eriyordu çocuk . Yalnızlık eritiyordu , hastalık değil . Gözaltında ki torbalar hastalıktan değil yalnızlıktandı . Çocuk fedakar çocuk . Kimse görmemişti , bir yerlerde ağlarken onu . O hep gülüyordu insanlara hüznünü gülücüklere saklıyabiliyordu . Sagte gülümsemeleri vardı , temelinde hüzün olan . Hani derler ya "çaktırmıyor" . Çaktırma çocuk .

  Gözleri kapanıyordu  ağlamaması gerekti gözyaşlarını boşuna silme çocuk , bırak akmasınlar . Kimse için bitilmez bu kadar . Kimse beklenmez bu kadar . Kimse kendini kandırmaz bu kadar . Yapma ! Ve dinlemiyordu çocuk . Uyumuyordu çocuk . Ağlıyordu Çocuk . Ağlama çocuk ..

8 Kasım 2011 Salı

Güle Güle ..

 Bu sefer bitirdiğime inanıyorum . Bu yazıyı dünya'nın en gerizekalı erkeği olarak yazıyorum . Sizi çok seven birini hiç sevmezsiniz ya hani . Ben işte onlardan oldum . Kırmak istemedim ama olmadı . Anlamak istemedi . Haklı .

  Benim de anlamak istemediğim zamanlar oldu bir yandan seversin bir yandan küfür edersin bir yandan da gözyaşı dökersin ya hani  , öyle bir duygu işte şu an yaşıyor o duyguyu yenildiğini sanıyor fakat asıl yenilen benim . İnsan kendisini seven birini kaybederse egolu değil maluptur . Onu çok sevebilirdim belki . Ama dikenleri en acı şekilde batmış bir aşkın bir ayrılığın yaraları kapanmadan ona ümit vermek aptallık . Ya da onunla olmak en doğrusu . Ama ben yapamadım işte ilkini seçtim . Bırakıp gitmeyi . Kaybedenlerin yaptığı gibi . Kötü oldu . Çok kötü . Hani dersiniz ya siz erkekler hepiniz aynı diye . Yok öyle bir şey . Erkekler ve kızlar aslında ilişki konularında hepsi aynı . İkisinden biri ya bencil ya da sencil . Ben bencil gözüksede sencil olmayı seçtim anlamadı anlamayacak .

 Hani size her eyini adayan birini çok seversiniz ya ben de sevdim ama her şeyini adamamış işte . Onun yüzünden başkalarına kötülük yapıyor . Artık denemeyi düşünmüyorum . O giderken git-me ikilemesinde kaldım hep . Benden iyisini bulacak , mutlu olacak ve perde kapanacak . Güle Güle ...

16 Ekim 2011 Pazar

Elvis Presley !

 Şimdi size bir numaram hakkımda kısa bir yazı yazacağım daha önce buna benzzer Michael Jackson konulu da yazmıştım.
  Şimdi bol paçalı hafiften masum bakan saçları yana taranmış olup sonradan kendi tarzını yaratan kalın ve uzun faullu Elvis Presley bu işinn bir numarasıdır . Tabi "bence" getirilmeli buraya . Elvis'e olan hayranlığım 2009 yılında başladı . Aslında ismini duyuyordum ha birde GTA 'da Elvis görünümlü yayalar vardı orada görmüştüm biraz çocukça ama 2009'da 15 yaşlarındaydım . The Wonder Of You şarkısının girişine bitmiştim . O an Elvis'i dinlerken farkı hissettim . Yaşıyordum . O söylerken sanki yanınızda gibi . Onu dinlerken aynı hisleri yaşıyorsunuz gibi . o söylerken ilk başlar da tüylerim ürperdi , sonra mutlu oldum sonra bir baktım Elvis dinliyorum sonra bir baktım sadece Elvis dinliyorum . Bindiği araba bile göz kamaştırıyordu . Eminim ki yaşadığı hayatta öyleydi . Göz kamaştırıcı hani bir görünüm vardır ya , ünlüler taş kalplidir kimse ile konuşmaz pahalı arabalar evler ve egoları her zaman onlar için ön sıradadır diye . Elvis'de öyle görünüyordu . Ama ben hayranıyım . Bir ben öyle görmüyorum . Bence onlarında bir kalbi vardır . İçerlerde bir yerlerde . Klpleri altın kaplama değildir . Elvis Presley takıntı değil hayranlıktı . Bir çok insan ondan ilham alıyordu . Bunu bende deniyeceğim .

  Biraz karmaşık bir yazı oldu . Duygularımı ifade ederken sıkışıyorum sanki bir yerlerde ama olsun umarım anlatmak istediğim konuyu anlatabildim . Eğer bir "kıza" Elvis kadar hayran olursam onu hiç bırakmam

15 Ekim 2011 Cumartesi

Sınava Çalışmanın Zararları

 Biliyorum uzun zamandır yazmıyordum bu sefer değişik bir yazı olacak nerden başlasam bilmiyorum hiç bu türde yazmadım ama ygs stersinde yaşadıklarım anlatacam neyse tamam gülmüyorum şey hadi yazıyorum

  Matematik dersin de  hoca konuyu anlatırken birden " bize ney amına koyim yaa " dedim içimden söylediğimi zannediyordum hoca anlamadım deyince bende tekrar anlatmasını istedim genelde küfür etmem ama ağızdan kaçtı işte neyse , otobüs beklerken 1 saatte bir geçen otobüsümü yarım saat bekledikten sonra önümden geçti ve ben mal gibi baktım tepki vermedim tam bir saat durakta bekledim . Test çözerken 30 soruda 26 net yaptım ama yanlışları doğru gibi okuyup 4 net sandım ve zekama sövdüm sonra farkına vardım tabi mutlu oldum . Dolmuşta önümde oturan kız telefonda "otobüsteyim hayatım" deyince ben dolmuşa binecektim diye heyecan yaptım az kalsın iniyordum . Yine dolmuşta 1 yıldır yıkılmış olan altıkat köprüsünü görmeyince burda köprü vardı yanlış binmişim diyerek dolmuştan indim . Farkedince acı oldu . Ve gece  , uyandım ne amaçla olduğunu bilmeden kafamı kapıya çarptım sonra buzdolabının tuşuna bastım ama kapısını açmadım çünkü asansör bekliyordum . ayakta ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum . ( 1 senedir asansöre binmedim )
 
 Yukarıda anlattıklarım tamamen gerçekleri yansıtıyor . Sabah okul ,  öğlen iş , akşam ise dersler ve sınava çalışma stresinde çırpınıyorum . Belki de hayatımın en güzel yılları böyle geçiyor . Bu olaylar kesinlikle sınav stresinden yanlış anlaşılmasın . Buraya gülücük koydum . Siz siz olun ygs ya da lys zıkkımına çalışırken , Bir işte çalışmayın bazen tarih testleri çözerken aşağıya kod yazıyorum <a href falan neyse Kahkahalarınızı yorumlara bekliyorum.

2 Ekim 2011 Pazar

Belki Bir Gün Çok Severim Seni .

Ben kötü biriyim . Birine o kadar kötü davrandım ki şu an çok boş hissediyorum . Sevip sevmediğimi bilmediğim ve beni bu kadar seven görmediğim birini kaybettim . Kendi ellerimle . İttim .

 İnsanoğlu nankör . Sanırım o tayfaya girdim bende. Hani sizi seven olmadığını düşünürsünüz ya tanrıya ağıt yakarsınız aslında tanrı yollar biz beğenmeyiz .Ama benim ki beğenmemek değildi . Sadece lanet olsaı birinin bıraktığı korkaklık hissi . Başka hiç bir şey değil . Onun yüzünden kimseyi sevememez olmuşum . Hoşlandığım birini sırf onu az severim diye terkettim ben . Onun yüzünden . Lanet olsun ki siktir git artık içimden dedim o gece . Beni seven kız giderken beni sevmeyen kıza siktir git artık dedim . Ama gitmedi . Gitmiyor ki . Belkide beni seven kızı sevecektim o gitse belkide mutlu olacaktık . Tam bir aydır dibe vurmak için yer arıyorum . Tam bir aydır bu adını koyamadığım havayı çıkarmak istiyorum . Biliyormusun deli gibi içip dibe vurmak istiyorum . Bir güm boyunca uyumak . Sonra ne mi olacak ? Belki de hiç bir şey , ama denemeliyim . Unutamıyorum , ak mı saplantı mı  yoksa hasret mi bunu adı ? Bu amına koyduğumun duygusunun adı ne ? Aşk bu mu ? Bu aşksa Mecnun neydi peki ? Hayır bu aşk olamaz . Geceleri garip bir rüya görüyorum sebebini ona bağlıyorum o olsun lütfen saçma bir rüyadan ibaret olsun . Ama değil işte

 Beni seven kız ; umarım bir gün çok severim seni . Ben beceremedim . Giderken "seni seviyorum" derken "ben de " diyemedim . Umarım bir gün derim . Ben gitmek istemedim . İçimdeki git dedi . Ben bencil değilim . Seni sevmeyen biri olmak istemiyorum . Belki birgün çok severim seni .

25 Eylül 2011 Pazar

Beş Saniye'nin Beş Yıl olmasını İstediğim Bir An

Uzun zaman önceydi . Tam hatırlamıyorum . Ama değişik bir eteği vardı , çok kısa değildi yakışıyordu . Sahi çuval giyse yakışırdı ona . Hani mecnuna demişler ya sevdiğin kız bu mu , mecnun da demiş birde benim gözlerimden bak diye , işte o hesap . O gün ben hastaneden dönüyordum , ve onu gördüm . Hayatım da ilk kez yakından bu kadar uzun bakmıştım . Ben arabadaydım . Ve o da dönüp bana baktı ve ilk kez gülümsedi ..

 İlk kez yaptı . Yemin ederim nutkum tutulmuştu . Normalde hemen kafamı çevirmem gerekirdi ama bana gülüyordu . sanki gözlerinin içinde milyon tane ben vardı . Nasıl gülüyordu . Kahkaha atmıyordu sadece gülümsedi . Sonra ağzı yavaşça yukarı doğru çıktı . Gamzeleri vardı , kendi gülümsüyordu ama gamzeleri gülüyordu burnu hafif büyüktü ama yakışıyordu ona . O beş saniye yıl gibi geldi bana . Hiç bu kadar içim kıpraşmamıştı. Hiç bu kadar ona kendimi yakın hissetmemiştim . O gülerken gözlerinde milyon tane ben yoktum . Sanki o gülerken gözlerinde milyon tane ikimiz vardı . Biz vardık . O beş saniyede hayallere daldım . Resmen kayboldum onda . Şikayetçi değildim . O beş saniye kaybolmasın istedim . Bitmemesi gereken  beş saniye . Ne vardı akrep yelkovanı soksaydı ? Zaman dursaydı ? olmazdı değil mi ? Olmazdı .

 Ve bindiğim araba hareket etti , beş saniye bitmişti o yüzünü çevirdi hareket ettik ve ilerlemeye başladık . "Durdurun arabayı " diye bağırmak , hiç bu kadar istememiştim . Araba gidiyordu ben hala bakıyordum o ise çoktan gitmiş ben hala onda kalmıştım . Hoşça kal da boşa kalmıştım . Öylece baktım .

19 Eylül 2011 Pazartesi

Geride Kalan Ne ?

Bazen ağlamak çok zevkli . Şimdi manyak gözü ile bakarsın ama bir gün anlarsın . Ve onun için gözyaşı dökmek zevk verir sana . Bir yandan acı çekersin . Bir yandan da acının sebebi odur , ağlarken gözyaşlarında o vardır . Onun olması bile mutlu eder seni . Bir gün yıldızlara dokunmak istiyorum . Yanımdasın ama sanki yıldızlar kadar uzaksın . Onlara dokunacam bir gün ve sen geleceksin .

 Artık geride kalanlardan olman en acı olan . Varlığının yokluğu kahrediyor . Gel diyorsun , gelmiyor . Yok işte . Elinde avucunda yok , elleri yok , gözleri sana bakmıyor , onu hissedemiyorsun , saçlarını koklayamıyorsun , sarılamıyorsun . O hiç olmadı ki . Olmayan bir şeye nasıl bu kadar bağlanılır ki ? Çok saçma değil mi ? Hayır değil . Siz onun gözlerini hayal etmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz. Sanki tüm resimlerde onunla ben var gibiyiz . Tüm sevgili çerçevelerinde biz varız gibi . Sizede öyle oluyor mu ? Sanki sigarayı onun yüzünden içiyorsunuz . Sanki o olsun istiyorsunuz . Onu unutmak ilacınız ama unutamıyorsunuz . O geride kalan bunu kabullenmiyorsunuz . Evet bende çok oluyor . Kalbim titriyor . Bazen nefes alamıyorsunuz .

 Sizce geride kalan ne ? Acı mı ? Hüzün mü ? yoksa küçük bir kalp kırıklığımı ? Ben kaybettim hiç bir zaman başaramadım . Ama onu soluklarımda hissetmeye devam ediyorum . O geride kaldı . Ama sadece geride kaldı . Yüreğimle birlikte öyle kaldılar işte ..

18 Eylül 2011 Pazar

Bazen

 Bazen .. Düşünüyorum . bu kötülüğü neden yapayım ? Ama kötülük değil ki . Bazen sizde istiyoruz . Bazen alıyorsunuz .Ben bazen almak istediğimde yapamıyorum . Ben bazen hiç alamıyorum . Karşımda ki insanı üzmemek için verdiğim değer bazen beni yalancı yapıyor

  Senin için seninle olamam . Seni üzmek istemiyorum .. Bunlara bir kere inansaydın olmazdı böyle . Ben beceremiyorum . Beceriksizim . Uğraşıyorum . OLMUYOR . Bazen olmaz . Bazen inanmaz . O hiç inanmadı .
Ben gülmek istemiyorum . Beni güldürme . Ben komiklik yapmak istemiyorum . Beni zorlama . Beceriksiz olduğumu söylemiştim . Sigaramı ver . Ağlamak rahatlatır beni . Ama yalnız . Geceyi severim ben , gündüzler senin olsun . Hem geceleri uyuyarak harap eden biri beni nasıl anlasın . Sen gündüzleri gül , ben geceleri ağlarım . Bazılarına rahat bırakın diye haykırmak istiyorum . Acı mı çekiyorum ? Dokunmayın abi . İstemiyorum . Gün batımını yalnız izlerim ben . Bazıları telaşa düşüyor hani , biri olsun hayat böyle gitmez diye . Ben ite o insanlardan soyutluyorum kendimi . Tek tek intihar ediyorum onları hayatımdan . Beni düünmek mi istiyorsun ? Düşünme .

 Tek isteğim belki de hedeflerim . Biliyormusun ne istediğimi de bilmiyorum . Ama emin olduğum tek şey ben kimseyle biz olamadım . Sorun hep onlardaydı . Merhaba ben sütten çıkmış ak kaşık . Bazen hatalı sen olursun ama anlamazsın bazen .. Bazen bazenler olmasın istiyorum .

11 Eylül 2011 Pazar

ATEŞ VE SUYUN AŞKI

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,ateş, kül olmaya başlamış.Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış;aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:Ateş sudan,
su ateşten kaçar olmuş..Ateşin yüreğini sadece su, Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş...

4 Eylül 2011 Pazar

Belki Bir Gün Orda Bir Yerde ..

 Oralarda bir yerlerde kırıklarım var benim . Saç değil kalp kırıkları paramparça un ufak şekilde . Toplanılmaya çalışılıyor ama laf . Ne sanıyorsun toplanacak mı sence ? Yapabilirler mi ? İmkansız ! Bana ağlak diyorlar . Ben ağlak değilim . Sadece gölerimden teker teker her anını intihar ediyorum . Ağlamıyorum sol yanım . Seni intihar ediyorum . ama o kadar çoksun ki bitmiyor .

 Bazen öl ulan diyorum . Bit artık . Tam bitirdim diyorum bir yerden bakıyorsun bana . Olmayan ismini tanımlayamadığım gözlerin . Evet çok güzeller . Lanet olsun sol yanım çok güzeller .Biliyor musun sadece görmek bir yerlerde bakmak istiyorum . bir yerlerden çıkıp görünmeni ne bileyim seni görünce deli gibi bağırmak kızmak istiyorum . Seni unutsaydım susardım sol yanım . Ama sensizliğe dayanmak tavuğa konuşma öğretmek kadar saçma ve anlamsız . Anlamlar içinde seni arıyorum bir yerlerden çık işte bakayım gözlerine ne olur diye bağırmak istedim . Ama yalvarmam ki sana . Yapmam . Benim canımı yaktın sen , yüzüne bakıp neden diye sormak var . Beni bir yandan öldürecek bir yandan da yaşatacak o kelime " neden " . Bu sözü söylemek çok anlamlı . Neden sol yanım , neden !

 Sana kızmak hesap sormak için tedüfte olsa görüşmek istiyorum demem tabi ki de off devamı gelmedi işte . Görüyormusun avunamıyorum bile . Sözler çıkmıyor . Islak kaldırımlarda yalnız yürümek , ya da şöyle diyeyim ; sensiz yürümek .. bunun neden olduğunu bilemezsin sen . bir gün göreyim seni bir yerlerde çık karşıma sadece sarılayım .. Hatırla bunları , belki bir gün bir yerde tesadüfen . Sen bana gelirsin ..

1 Eylül 2011 Perşembe

Bugün Sonbahar Geldi ..

 Bak işte , Sonbahar da geldi . Bak rüzgar yüzüne çarpınca ılıklığını yanaklarına kadar hissediyorsun . Her yeri hafiften bir hüzün kapladı . Sonbahar sevilen ama can yakan biri . Sonbaharın en sevilen çocuğudur Eylül..
Herkese yaşatmıştır bir şeyler bu çocuk ama her zaman sevildi o senin gibi ..

 Rüzgar eserken sadece tatlı bir serinlik vermiyor . Senin izlerin var o rüzgarlarda , yalnızlık var özlem var hasretin var kokun var .. Sen varsın . Yakalayıp kavanoza mı saklamak gerek ? Oradan da kaçmaz değil mi rüzgarda ki senliğin ? Eylül deyince herkesin aklına gelen gülümsemelerdesin sen . Sen sanki evet evet sen sigaram gibisin . İçerken huzur veren ama içimi paramparça eden bir şeysin sen . Zarar verdiğini biliyorum . Ama sensiz olmuyor be sevgili . Hep bir şeyler eksik hep bir şeyler yarım . Hiç olmasaydın ben hiç yalnız olmazdım . Yalnızım çünkü sen varsın . Ben masumum . Gözlerim suçlu . Kalbim sen olmzsan hiç çarpmıyacakmış gibi . Madem öyle neden tanrı bu kalbi al senin dedi ki ? Kalbim sende gibi sevgili . Ama korkuyorum . Onu sana verirsem yine gidersin bu sefer senin için çarpmayan bir kalbim olmaz . Bu sonbahar da yapraklar gibi hayalinde sararsa ya ? Ama olmaz ki . ben istemezsem sararmaz ki .

 Şimdi rüzgarsın. Ardından yağmur sonra fırtına olacaksın . Yüzüme işleyen soğukta bile sen olacaksın . Ben memnunum sevgili . Senin olduğun her şey o kadar anlamlı ki . Dondurucu soğuk olsan içimi yine de ısıtır varlığın . Sonbaharı keşke beraber karşılasaydık .o BEN GELDİM derken biz ona HOŞGELDİN diyebilseydik..

29 Ağustos 2011 Pazartesi

İyi ki Doğdun Süper Kahraman !

Kısa kesicem . Herkesin çocukluk kahramanı vardır. Tabi benimde vardı . Hayatta dansını yapamadığım biri benim kahrmanımdı . Evet Michael Jackson . Who is it şarkısını dinlerken keyif alırdım başka diyarlara giderdim .

 MJ yi farklı gösteren belkide özgün olmasaydı . Kendine özgü bir tarzı dansı giyimi vardı. 30 sene hiç sönmeyen bir ustadan bahsediyoruz . Evet beat it bir çok değişim ile karşımıza çıksada en güzeli kendisinin ilk yaptığı idi . Klipleri en az 7 dakika sürerdi . Bir müzikal gösteri havasındaydı . Özel hayatına karışan ve sorgulayan insanlar oldu . Hatta bir ara çocuk tacizcisi oldu . Güya beyaz olmuş günahmış sanane ! İnsanları yaptığı işler ile değerlendirmek daha onurlu ve mantıklı bir davranıştır . İşte MJ en büyük işi çıkardı. hala dansını taklit etmeye çalışan milyonlarca insan bulabilirsiniz. Şapkası kravatı o bilekteki pantolonu ile MJ hiç bir zaman unutulmayacak bir idoldür. Onu unutmak aptallık olur . MJ 90 larda duydum ama 2000 lerde hep videolarını müziklerini dinlerdim . Kuru kafa adam . kliplerinde çoğu kez kahramandı . enci bonus kafalı bir çocuktan beyaz bir kral doğdu .

  Tarih 29 ağustos 2011 iyi ki doğmuşsun kahramanım . Asıl kral sensin..

Ellerini Göremedim Yine

 Yine yoklar işte. Yine benimkiler seninkileri arıyor . Evet evet bahsettiğim tahmin ettiğin şey . Ellerin yok yine . Benim ellerim soğuk. Çok hemde . Sanki buzullarda yaşıyor gibiyim . Sanki burada hiç güneş açmıyor . Burası sanki hep kış . Sankiler aslını yaşatıyor ellerin yok sanki değil yok işte !

  En çok gözlerinde kaybolmak isterdim . Hiç bulunmamak . Hep orada gezmek koşmak uyumak. Senin olan her  şeye dokunmak o kadar güzel ki dokunduğun yerlere dokunmak bile heyecanlı. Saçların var bana yol olan . bakıp doyamadığım gözlerin . Belki uzaktan baktım ama gördüm onları . Çok güzellerdi . Seni düşünmekte güzel . Senin için ağlamak gözyaşı dökmek senin için tüm insanlığı hiçe sayıp sadece seni düşünmek var . Sol yanım .. Sen nasılsın merak etmiyorum . Çünkü benim ki meraktan çıktı artık . Ellerim yine ellerini arıyor . Ellerim öksüz kaldı . Uzun zamandır deli divane geziyor sokaklarda kafası hafiften ayyaş sağa solaçarparak yürüyor . Ellerini arıyor. Ama bulamıyor ki .. Sende hiç yardımcı olmuyorsun be sol yanım. Biraz destek olsan ya ellerini yaklaştırsan ya ben tutarım hemen kendime değil ellerime üzülüyorum . Onları öyle öksüz görmeye dayanamıyorum işte ver onları bana .

  Ama vermezsin ki . Nerden vereceksin ? Nasıl vereceksin ? İstemezsin sen . O kadar iyi değilsindir değil mi ?  öksüzlere acımazsın sen acısaydın bu gece ellerini görürdüm sol yanım . Her gece olduğu gibi yine ellerini göremedim sevgilim..

Şarkılar Seni Söyler

 Her gece içimi seninle parçalamayı seviyorum . İnsanın içi parçalanınca zevk alır mı ? Ben alıyorum . Çünkü onun için parçalanıyor onun ismi var . Bundan zevk alıyorum . Senden zevk alıyorum . Bugün seni diğer günlerden daha çok özledim her gün daha fazla özledim . Her saniyem seni kıskanıyor . Günler seni götürüyor sanki..

 Acı her şey . Tat yok . Gülüşünün olmadığı hiç birşey de bir gram zevk yok . Anlamsız işte . Tüm şarkılar sank,i hepsi seni söylüyor bana inat yapıyorlar . Hepsi toplandı sen diye . Üstüme geliyorlar . Savunamıyorum . Kaldıramıyor omuzlarım . Ama onlarıda seviyorum inanırmısın halimden memnunum ben . Onlarda da sen varsın . Uyurken düşünüyorum aklıma gelme . Ama olmuyor . Ağlamıyorum aslında , sensizlikten uyku girmeyeb gözlerim i ıslatıyorum . Kapansınlar .Gelme artık hayalim olma . Hangi sure ismini unutturur sol yanım ? Ben bilmiyorum sen söylesene ? Kırıldım sol yanım . Yokluğundan paramparça oldum . Birleştirmeye çalışan maskeliler var . Onlar yapamaz beceremezler . Sen olamazlar ki . Bilmiyorlar ki tüm şarkıların seni söylediğini . Duymuyorlar ki anlamıyorlar anlayamıyorlar . Toplamasın kimse kırıklarımı birleştirmesin olmaz sol yanım yapamaz onlar ben yine dağılırım .

 şimdi bir tane senin için yakacağım gerçi bu kaçıncı . Hepsi senin için oluyor . Hadi sol yanım karşılıklı yakabilirdik bu sigarayı şimdi. Ama yoksun . sen içme sana bakıp içmeye razıyım ben . Şimdi tüm şarkılar seni söylerken ben ruhumu gıdasız bırakıyorum . Dinlemiyorum artık sevgili Şarkılar seni söyler hep ben dinlemiyorum artık ..

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Kurt Cobain İntihar Notu

Boddah'a Hitafen;

Daha çocukça şikayetleri olan, tükenmiş, deneyimli bir ahmağın ağzından konuşuyor olmak... Bu bayağı kolay anlaşılabilir bir not olmalı. Yıllar boyunca, diyelim ki, cemiyetimizin serbestliği ve benimsemesi ile ilgili ahlak punk rock 101 derslerinden alınan şikayetlerin ne kadar doğru olduğu kanıtlanmaktadır. Çok uzun zamandır okuyup, yazmakla brisket dinlemekten, yaratmaktan da olduğu gibi heyecan almadım. Bunlar için kelimelerle anlatılamayacak bir suçluluk duyuyorum.

Mesela sahne arkasındayken ve ışıklar sönüp kalabalığın çılgın tezahüratı başladığında, beni hayran olduğum ve kıskandığım Freddy Mercury'ye olduğu gibi etkilemedi. Gerçek şu ki sizi aptal yerine koyamam hiçbirinizi. Aklıma gelen en kötü suç, insanlara karşı sahtekarlık yapıp yüzde yüz eğleniyormuşum gibi görünerek dolap çevirmektir. Bazen sahneye çıkmadan önce mesai makinesine kart zımbalayacak gibi oluyorum. Gücümün yettiğince buna değer vermek için her şeyi denedim ve deniyorum. Tanrim, inan bana deniyorum ama bu yeterli olmuyor. Benim ve bizim birçok insanı etkilediğimiz ve eğlendirdiğimiz gerçeğine saygı duyuyorum. Elden kaybolduktan sonra kıymet veren biri o narsisistlerden biri olur. Ben çok hassasım. Bir zamanlar bir çocukken sahip olduğum hevesi yeniden kazanmak için biraz uyuşmaya ihtiyacım var. Son 3 turumuzda şahsen tanıdıklarıma ve müziğimin hayranı olan tüm insanlara çok değer verdim ama hala herkes için beslediğim öfke, suçluluk ve anlayışı aşamadım.

Hepimizin içinde iyilik var ve sanırım insanları çok fazla seviyorum. Öyle çok ki bu beni mutsuz hissettiriyor. Üzgün, küçük, hassas, değer vermeyen bir balık burcu, İsa oğlum!İhtiras ve anlayış yemini eden cazibeli bir karım var ve bana eski halimi çok fazla hatırlatan bir kızım. Sevgi, neşe dolu, her gördüğü insanı öpüyor çünkü herkes çok iyidir ve ona zarar vermez! Frances'in üzgün, kendine zarar veren ölü bir rocker olduğumu düşünecek olmasına dayanamıyorum.

İyi yapıyorum, çok iyi ve minnettarım, ama yedi yaşından beri insanlara karşı genel bir nefret duydum. Sırf insanlarla iyi geçinmek için ve anlayış sahibi olmak kolay görünüyor diye. Anlayış! Sanırım sadece insanların çok sevdiğim ve onlara çok üzüldüğüm için. Geçen yıllar boyunca mektuplarınız ve ilgileriniz için hepinize teşekkür ediyorum. Ben çok kararsız, ümitsizim. Artık eski tutkum yok ve şunu hatırla, sönüp gitmektense yanmak daha iyidir.

Barış,
sevgi,
anlayış...
Frances ve Courtney sunağınızda olacağım.
Lütfen devam et Courtney
Frances için
Hayatı çok daha mutlu olacak bensiz..
Sizi seviyorum sizi seviyorum "



Boddah, Kurt Cobain'in küçük çocukken kendince yarattığı ve varlığına inandığı kahramanıdır. ( alıntı )

25 Ağustos 2011 Perşembe

Güle Güle Jobs ...

 Ve bir yoktan var olduşu kanıtlayan Tanrının yarattığı bir zeka dehasından bahsetmek istiyorum . Tüm dünya nın tanıdığı bu adam hiçten var olmuş bir adam . Teknoloji deyince evet bu o adam dedirten şahıs . Hayatını okuduğumda gözlerimi parıltan bu adamın yaşamı konusunda kendi duygularımlar yazı yazmaya karar verdim . Örnek aldığım bu adam istifa etti .  Güle güle yazısı yazmayı düşündüm .

 Ailesinden maddi anlamda destek görmeyen jobs bir aile tarafından evlatlık alınır . Jobs lise yıllarında zeki bir öğrenci olup üniversite hayatını hep kaçamak geçiren biriymiş . Yokluktan durumu pek te iyi olmasa da onu üniversiteye yolluyacakları bir Aileye verirler . Jobs üniversite de pek te başarılı oamayn jobs ya atılır ya da kaçan bir çocukmuş . en son reed kolejine başvurmuş oradan da kısa süre sonra ayrılmış . Bu işe bir ortağı ile daha başlayan jobsun ilk çalışma alanı bir garaj . Evet yoktan var olmaya başlayan adam bu işe garaj da başlıyor . tolu bir yerde işe başlayan jobs kısa sürede büyüyordu . Ve ilk bilgisayarları elmaya adını verdikleri ilk bilgisayar hazırdı ! APPLE 1  666.66$ a satılıyordu . Jobs ve Ortağı yavaş yavaş büyüyordu . yok satan bu üründen sonra garajda kurulan iş alanı devesa bir şirkete dönüşüyordu .Apple ın büyümesi için yönetici gerekiyordu onlarda pepsinin ceo sunu şirkete alacaklarda . İlginç bir ikna tekniği kullanan jobsun sözleri şunlardı ; Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun ? evet baya basit ve etkili bir söz ben etkilendim . ve ardından yeni ürünler yeni cihazlar apple harikalar yaratıyordu .Jobs inatcı artislik bir yöneticiydi fakat oluşan kavgalar sonucu Şirketten atılıyordu evet apple kurucularından biri artık orada yoktu . Yeni bir şirket kurmaya başlıyan Jobsun yeni şirketinin adı NeXt computer i kurdu burada hırs ile büyüyen jobs bazı scriptlerin geliştirilmesinde yardımcı oldu açıkçası jobs çok çalışkandı.  Apple şirketi, Jobs'u kurduğu şirkete geri getirmek için NeXT'i 429 milyon dolar karşılığında satın aldı . Jobs artık evindeydi.  Ayrıca pixarın kurucu bu adam bir böcekten ilham alarak harika bir stüdyo kurmuş ve dünyayı sallayan dev animasyonlara imza atmıştır .


Yukarıda bahsettiğim adamdan hastalığına rağmen yenilmemiş yaşamdan vazgeçmemiş bir kahraman . Teknoloji ile dalga geçen bir adam . Jobs bugün istifa etti . hastalığından dolayı . Ben teknolojinin elmasını unutmayacağım . Saçma sapan ünlüleri örnek alcağınıza stve jobs denen şaheseri örnek almanız sizi gerçekten ileri götürür . İyileşmesini bekliyorum zamanı yetseydi bb yi kalbe yerleştirildi . Bunu yapabilir. Güle Güle Jobs . Ölürsen ağlarım..

Nisan Ayına Tekrar Dönmek Artık Çok Mu Zor ?


Nisan ayı .. Ben hiç bir ayı bu kadar çok sevmemiştim . Hiç bir ay bu kadar heyecan vermemişti , hiç bir ay hastayken bu kadar iyi hissettirmemişti . Ah Nisan ayı kızım olursa adnı ona verecem. O kadar sevdim seni . Nisan ayı her gelişin artık mutluluk gidişin hüzün verecek . Çünkü senden sonra gelen ayıs vardı . Tüm ışıkları söndüren ..

 Aslında Nisan ayından nefret ederdim . Önceleri haz etmezdim neden mi ? tam ortası çünkü tatil ve okulun tam ortası . Her şey sıkıcı gerizekalı 1 nisan şakaları . Evet 1 nisan gelirdi marttan kalan kediler gidersi şakacı eşekler gelirdi . Nisanda her şey başladı . Uzun zamandır tanıyordum ama Nisan da oldu her şey . tüm yakınlaşma ve 27 nisan da da biz olma kararı aldık evet Nisanı sevme sebebim . Enteresan bir olay değil . Herkeste olan buruk bir aşk sızıntısı demek istiyorum . Onu görmemiştim . Hiç görmediğim birine tutuldum lan . Gayet anlamsız ironik bir durum . Ama olmaz öyle şey demeyin . oluyor abi .. Biliyorum herkese olmuştur . Gülüşünü hayal etmek öldürür insanı parçalar mahveder . Özledim abi .her gece gündüz oluyor böyle .İnsan kabullenemiyor Nisan gelsin bitmesin istiyorum ne olur geri dönelim ? 


   Pişmanlıklarım var . Omuzlarıma yüklenmişler sanki . Keşke daha sonra olsaydı Keşke bu kadar erken olmasaydı . Ah tüm keşkeler sanki hepsini ben tüketiyor gibiyim . Geri dönmem ama bilmeni istedim . Ben özledim ...

Güzel Kızlar ve Beğenmediğim Çirkin Sevgilileri


 Biraz mizahi bir yazı olacak elki de kıskanç diyeceksiniz ama istediğinizi deyin abi hazmedemiyorum . Bazen hareketleri görüyorum yok şaka bazen rüya falan diyorum soğuyorum güzel kızlardan .

 Güzel kızlar bu yakışıklı erkekler çirkin kızlardan ne buluyor diyorsunuz ya hani . Ben açıklayayım hemen ; siz çirkin adamlarla çıkınca bizede çirkinler kalıyor malesef . Bazılarını görüyorum tutup kolundan çekmek istiyorum . Tamam hepiniz yakışıklıya bakmıyorsunuz ama konuşmaya bakıyorum ..... Geçende çok masum saf görünümlü bakınca insanı hoş eden bir kız gördüm evet duygularımın değişmesi ilişki durumunda kRoNiq eRqAn xP kişisini görene kadar sürdü . Nedir bu abi şaka mı ?hadi dış görünüşü geçtim diyelim abi ismi böyle olan bir adamın karakteri nasıl olabilir ki ? Bide at gibi ensesi ve dar paça pantolonu vardı poşiyide takmış kulağına da basmış ışık efektini küpe takmış yaa belli olsun . Anlamadığım acaba yönetemediğiniz erkeklerden hoşlanmıyormusunuz ? ya da zayıf karakterli erkeklerden mi hoşlanıyorsunuz ? Bence siz doğruları söyleyen bir adam yerine sizi yalanları ile pohpohlayan erkeler hoş mu ? ulan dünyanın en yakışıklı erkeği deseler bana acaba kronik bilmem neyle çıkarmıyım ?

 Çok anlamsız geliyor bana ama insan kendisi pohpohlayan birini sevebilir mi ? Doğruları söyleyen hep 9 köyden kovulmak zorunda mı ? Bir kere de yalancı maskeliyi siktir etseler olmaz mı?

Tanrı Görür ..


Bazen çok istersin ve o an hiç kimse umursamaz ya hani seni ? İşte sen o zaman tabrının aklına getirirsin . O zaman onun var olduğunu hatırlarsın . O da seni umursamayınca isyan edersin . Halbuki tanrı o an sana yardım etmiştir ve sen bunu farketmemişsindir .

Evet çocuk ! dünya daki belki de en önemli unsurlardan biridir sadakat . İnsanlar en çok köpekleri sever kedileri değil . Kedi olursan herkes seni sever tabi bir süre sonra kaybolup gidersin . Köpek isen her zaman varlığın rahatlatır . Kimse seni pohpohlamaz ama her zaman ihtiyaç duyulursun . Sadık olmalısın her şeye herkese dinine özgürlüğüne haklarına kız arkadaşına aşkına işine . Sadakat elle tutulamayan herkeste olmayan bir kavramdır bir değerdir hazinedir . Sadakat her şeyin başıdır . Sadık olan insan en sonunda kazanacktır .

  Bu hayatta yalnızsın diye üzülme . Belki sigaranı yalnız başına içiyorsun . Belkide dumanını verirken birinin yanında olmasını istiyorsun . Ama seni rahatlatayım . Sen sadıktın . Ve bir gün kazanacaksın . Tanrı görür ..

23 Ağustos 2011 Salı

Papatya ..

sadece üç günlük ömrü olan kelebek papatyaya aşık olur. ancak öleceğine saatler kala"senı seviyorum"der. papatya sadece "bende"diyebilir ve kelebek ölür. ona sevdiğimi neden zamanında söyleyemedim diye papatya üzüntüsünden hasta olur. yapraklarını dökmeye başlar, döktüğü her yaprakta "seni seviyorum"der sonunda ölür. işte bugünden berı sevdiğini söyleyemeyen herkes,papatyaya sorar"seviyor mu sevmiyor mu " diye...

İntiharcı Çocuğun Son Günleri

Kendimi görebiliyorum şimdiden
bütün o intihar günlerinden gecelerinden sonra
canı sıkkın, tapon bir hemşirenin elinde
(o da ancak şansım yaver gider, ancak ünlenebilirsem)
o kupkuru huzur evlerinin birinden taşınırken...
tekerlekli iskemlemde dik dik oturur...
gözlerim kafatasımın karanlığına kaymış, neredeyse kör,
azrailin göstereceği merhameti beklerken...

'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet öyle...'

çocuklar geçer gider, ben yokum bile
tatlı kadınlar geçer gider
kocaman kızgın belleriyle
sımsıcak kalçalarıyla taş gibi kızgın heryerleriyle
sevilmek için yalvara yakara
geçer gider kadınlar, ben—
yokumdur bense.

'Bu üç gündür çıkan ilk güneş Bay Bukowski'
'Yaa, evet, öyle'

İşte oturuyorumdur tekerlekli iskemlemde
bu kâğıttan daha beyaz,
kanı çekilmiş,
beyni gitmiş, kumarı kesik, ben, Bukowski
bitmiş, gitmiş...

'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '

'Yaa, evet, öyle...' derim, pijamalarıma işerken
salyalar akar ağzımdan.

İki öğrenci koşarak geçer gider.
'Hey, gördün mü şu moruğu? '
'Yaa evet, midemi kaldırdı valla! '

bütün o intihar tehditlerinden sonra
başka biri intihar etti
sonunda yerime...

hemşire tekerlekli iskemleyi durdurup bir gül koparır
verir elime.

anlamam
ne olduğunu bile. Bilmemnem olsa farketmez
neye yarayıp neye yaramadığına bakınca.
 
Charles Bukowski

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu Saatte Yapılacak En Güzel İşkence " Özlemek "

 Evet balkonumdayım . Tüm Adanayı görebiliyorum . sigaramı yaktım . ilk dumanı verirken hızlı atarsın sonra ben ağır ağır bırakırım öyle daha zevk alıyorum sanki yaşıyor gibi oluyorum o zaman . Bugün çok özlediğim kötü bir insanı anlatacam size .
 Şimdi diyeceksiniz kötü insan özlenir mi ? Özlenir ... belki onu hiç görmedim . Nasıl güldüğünü bilmiyorum belki ama hissetmek . Bazılarına saçma gelen o duygu .. Sanki yanında nefes alıyor sanki yanında gülüyor sanki seni kokluyor .. Güzel mi değil . ama ben onu hayal ederken o kadar güzelki . Sarılmak koklaşmak ona dokumak .. Heyecanlanıyordum . Gözüme uyku girmiyordu . Ona ulaşmak imkansızdı . zor mesajlaşıyorduk ama uğraşıyordum. oluyordu ona ulaşınca her şey güzel oluyordu . Onun gözlerini hayal etmek ne demek bilirmisin ? Bilemezsin . Çünkü onu kimse benim gibi hayal etmedi edemez de . İzin vermem olmaz işte . Birbirimize gösterdiğimiz bir kaç resimle avunuyorduk heyecanlanıyorduk işte .. Diyecek başka bir sözüm kalmıyor evet sevgilim sanırım özlemişim ..

Bitti işte söyleyeceklerim . Bunlar sadece bir kısmı küçük bir ayrıntı olarak . Bu yazıyı okuyacaksın belki belkide okurken güleceksin ama bugün bir şeylerin olduğunu anladım affetmem belki ama amalar bitmiyor sevgili .. Bak yine sigaram bitti son sözüm bu olsun.

21 Ağustos 2011 Pazar

Bu Yüzden akıllı kadınlara uzaktan bakarsın

Akıllı kadınlar her şeyini verir ve her şeyini alır . Acıları boylarını aşsa da gıkları çıkmaz . Dillerinde pişmanlık cümleleri dolaşmaz . Kendine olan saygılarını ve ayaklar altına almadıkları gururlarına sahip çıkarlar . Kan kusarlar ama kızılcık şerbeti içtiklerini söylerler .

 Akıllı kadınlar erkeklerini başkalarına ezdirmeler . Kendileri ezerler . Bunu gururlarını incitmeden yapmaya çalışırlar ama sonunda haksız hep onlar olur . Onlar önce susar sonra sorgular ondan sonra da cevap verirler . Sustuklarında dillerini dikenli tele dolar , konuşunca önce kendileri kanarlar ... Akıllı kadınların konuşacak çok şeyleri olduğu için suskunlukları da büyük olur  ...

Biliyorum Can Yücel Sıktı Ama


Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
 Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
 Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
 ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
 Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
 Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
 Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
 Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
 Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
 Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
 Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
 Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
 Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
 Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
 Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
 Nereden bileceksin?
 Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.
 Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
 Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
 Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
 Can YÜCEL

Şizofren Aşka Mektup


Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi... Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti... Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık,hayattaki tek 'kimse'mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur…

Yine yağmur yağıyor, yine gece... Yine İstanbul... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?

Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacımyoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Beni gerçekliğin o soğuk, oköpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun.

Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın...Yıllardır taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatındankovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi.

Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime...Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu yüzyıllık korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim?

Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beniyeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?

Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimlehesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.

Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savrulmalar geçmiş. Ve bu ilişki ne çok biçim değiştirmiş...

Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp da yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yıllarda hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?

Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında. Hayatına iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü... Bir aşk meczubu sadece...

Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi...

Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi? ..

Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış...

Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldı beni savurdu başka bedenlere, parçası olamadığım o kırık dökük öykülere...

Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası 'yalnızlık' kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık...

Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatırladın. Yokluğumda kendine kurduğun hayat, beni yasak bir ilişki haline getirdi bu kez de... Ve bu ilişki bir kez daha kimlik değiştirdi. Seni, bir başkasıyla birleştirdiğin hayatına uzaktan bakarak, kalbimi kıskançlığın lanetli hırsına teslim ederek, kısıtlı zamanlarda, gizli saklı buluşmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de öğrendim... Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sızlatırken yapayalnız uyumayı da öğrendim. Yağmurlu İstanbul gecelerinde o baştan ayağa sen olan evimde kaderimle kıyasıya yaşamayı da öğrendim, sevgili...

O zamansız unutuluşun ardından yeniden hatırlanmanın sevinci, seni paylaşmaya boyun eğmenin ve hep gizliliğin gölgesinde kalacak olmanın acısına büründü. Uykunda soluğunun bir başka soluğa karıştığını bilerek geçirdiğim sayısız gecelerde, gururumu parça parça bölüp aşkıma kurban verdim. O tarifsiz ağrıyı uyuşturmak için ruhumdan, kimliğimden, kadınlık onurumdan vazgeçtim. Her şeye rağmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüş kapılarını sonsuza kadar kapatmış oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece aşkını yerleştirdim. İşte o andan itibaren, sensizlik artık bensizlik oldu sevgili...

Nasıl da telaşlı, nasıl da soluk soluğa yaşardık o kaçamak anları... Aşkımızın en karanlık, en gerçek, ama en yoğun anlarıymış onlar... Sensiz geçen gecelerde yüreğimde biriken kıskançlığın, öfkenin, kırgınlığın ve hasretin hummalı karanlığı, sana kavuştuğum anlarda sevinçten çıldırmanın eşiğinde tarifsiz bir hazza dönüşürdü... Nasıl da ateşliydi sevişmelerimiz... Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi... Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavuşma, aşk ve öfke, merhamet ve acımasızlık, kırgınlık ve bağışlama her şey ama her şey sevgimizin taşkın sularında birbirine karışırdı. İki kalbin bir ömre sığdırabileceği tüm duyguları biz o kısacık anlarda soluk soluğa yaşardık...

Sonra hayatını değiştirdin. Yeniden özgürlüğüne kavuştun. Ve bu ilişki bir kez daha biçim değiştirdi. Yıllardır bir savruluş halinde aramızdan akıp giden aşkımız, nihayet dingin, doygun ve emin bir sığınak bulmuştu kendine. O savruk yıllar bile koparamamıştı ya bizi birbirimizden, artık hiçbir şey bu aşkı yıkamazdı. İhanetlerin, unutuluşun, hayatın sınavından geçmişti aşkımız. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdiğimize inanmaya başlamışken, dudaklarından dökülen o lanetli cümle korkularımı yeniden uyandırdı, geçmişi zamandan koparıp aramıza soktu yeniden: 'Varlığın artık bana acı vermiyor...'

Ah sevgilim, ayrılık trenini çoktan kaçırmadık mı biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarını çoktan tüketmedik mi? O dünyevi aşk oyunlarından, kıskandırmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en ağır ihanetlerde sınamadık mı? Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil... Sadece seni sevmek için yaşadım ben!

Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım... Yüreğin bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum sonra... Başka hayatlarda, başka ilişkilerde seni unutmaya çalışırken, belki de aslında sadece seni ararken kıskançlıktan deliye döndüğün oldum... Kalbime geri dönmek istediğinde gururumun gemilerini yakıp, metresin oldum... Vicdanın oldum senin... Merhametin oldum... Pişmanlığın oldum... Hazzın en sıradışı boyutlarını seninle paylaşan fahişen oldum... Arkadaşın oldum... Kardeşin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için...

Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi. Yıllar geçti, hala seni görecek olmanın kalp çarpıntılarıyla, yalnız senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasın diye geçiyorum aynaların karşısına.

Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, dostlarını ağırlamayı, seninle birlikte uyumayı, yani paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum... Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun...

Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni... O peşini bırakmayan yaralı geçmişin aramıza korku duvarları örüyor. Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren o eski kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine... Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular değil mi...: 'Sevgilim nereye gidiyorsun? '

Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak içindi... Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız içindi... Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki...

Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor şimdi... Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım seni sevebilmek için... Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı... Artık senden başkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı...

Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi... Ve sonra yeniden gitmemi... Beni sensizliğin o dipsiz çukuruna önce sarkıtıp, sonra yeniden gün ışığına çıkarıyorsun. Sevgimi, yokluğumu hissettiğin yerde bulmak istiyorsun. Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrarı olmayan bir şiiri hatırlatan zamanın, sana benimleyken gösterdiği monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadığın bir oyun bu belki de... Beni deliliğin sürgünlerine yollayıp, sonra yeniden kalbine çağırıyorsun.

Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten değil, sevgili... Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için...

Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili... Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun...
 
Cezmi Ersöz

20 Ağustos 2011 Cumartesi

İlk yazı

Blogspot açma derdinde olan biri olarak sonunda açtım evet benimde aklımdan geçeneler hislerim paylaşmak istediklerim var .
 Duygusal ve açık sözlü bir kişiliğim var biliyorum ilginç ama öyle . Depresif olunca her şey anlamsız geliyor belkide anlamsız olmayı seviyorumdur . Her şeye analam yükleyen insanlara gıcıklığım vardır . Bazı şeylerin anlamsız olması gerek . Yoksa Dünya çok sıkıcı olurdu . En basitinden aşık olmak . Anlamsızca sevmek gibi bir şey yok diye düşünüyorum .

 Bu yazımı ofisimde yazıyorum insanlar beni çalışıyor bilirken blog açtım ve ilk yazımı yazdım . Biliyorum kötü bir başlangıç . Neyse kaçsam iyi olacak